Blog

BLOG


Çalışanların Haklarını Kim Korur?

Yazan : Pınar Gürer'in Serra Titiz ile Röportajı  2 Kasım 2016 Çarşamba

Türkiye’de insan haklarının temini ve korunması konusunda yükselen seslerin kamu kurumlarına ve hükümete çağrı yaptığını, sesin ise çoğunlukla sivil toplum kuruluşlarından, inisiyatiflerden çıktığını görüyoruz. Peki özel sektör bu konunun neresinde? İnsan haklarını temin etme ve koruma konusunda sorumlulukları yok mu? “Sorumlu özel sektör” kavramını ve özel sektörde insan haklarını, Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı kurucusu ve Ashoka Fellow Serra Titiz ile konuştuk.

Türkiye, 2016 Uluslararası İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ITUC), “Küresel İşçi Hakları Endeksi”ne göre, çalışanlar için dünyanın en kötü 10 ülkesinden biri. Görünen o ki, çalışanların haklarını temin etme ve koruma konusunda alacak daha çok yolumuz var. Peki bu yolda kim ne kadar sorumluluk alıyor? Örneğin; yasalarla çizilen çerçeveye uymak (tam manasıyla olmasa da, kağıt üstünde uyumlandırmak) bir şirket için yeterli mi? Serra Titiz ile bu soruların yanıtını aradık. Sürdürülebilir kalkınma için modeller geliştiren bir sosyal girişim olan Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı kurucusu olan Serra Titiz, aynı zamanda “Ashoka Fellow” ve “Eisenhower Fellow”. Titiz, sorumlu bir özel sektörün oluşumuna, sürdürülebilir ve şeffaf bir sivil toplumun gelişimine ve sosyal inovasyon ile toplumsal değişime katkı sağlayan çalışmalar yürütüyor. Özel sektörde insan hakları ve sorumlu özel sektör yaklaşımı, Mikado’nun başlıca çalışma alanlarından biri.
 
“ŞİRKETLER, HEM KENDİLERİNİN, HEM DE BİRLİKTE ÇALIŞTIKLARI, ETKİLEDİKLERİ VE ETKİLENDİKLERİ TÜM PAYDAŞLARININ HAKLARINI KORUMAK DURUMUNDA”

– İnsan hakları kimin meselesi?
İnsan hakları aslında herkesin konusu. Tarihine bakınca şaşırmamak elde değil, bundan 60-70 yıl önce, 1948 yılında ilan edilen “Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi” ile insan hakları tanımlanıyor. Bu hakları savunan sivil toplum örgütlerinin çabalarıyla 1960’lar itibariyle insan hakları gündem olmaya başlıyor. Engelli hakları, çocuk hakları, kadın hakları gibi farklı odaklarda çalışan birçok uluslararası sivil toplum örgütü var. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar da uzun yıllardır insan hakları alanında çalışmalar yapıyor. Ama şirketler insan haklarıyla kendilerini geç ilişkilendirdiler. İş dünyası insan hakları konusuyla, hak ihlalleri sebebiyle toplum tarafından boykot edildiği hikayelerle tanıştı diyebiliriz. Akabinde Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Küresel İlkeler Sözleşmesi gibi inisiyatiflerle büyüyerek yaygınlaşan bir konu haline geldi. Yalnızca şirketin kendi uygulamaları, yaptıkları değil, müşterileri, tedarikçileri, bayileri, hissedarları hepsi önem teşkil ediyor. Yani içeride insan haklarını gözetiyor olsan da tedarik zincirindeki şirketlerin hak ihlali yapmalarından yine sen sorumlu olmuş oluyorsun.

– İnsan hakları konusunda şirketlerin ne gibi rolleri var?
Şirketler, hem kendilerinin, hem de birlikte çalıştıkları, etkiledikleri ve etkilendikleri tüm paydaşlarının haklarını korumak durumundalar. Bu bir zorunluluk. Yani işlerinin devamlılığını sağlarken, hizmet sunarken ya da bir ürünü piyasaya sürerken, satışlarını, karlılıklarını düşünürken birlikte çalıştıkları insanların da sömürülmediklerinin, onlara karşı herhangi bir ayrımcılığın, hak ihlalinin yapılmadığının da garantisini vermek durumundalar.

– Şirkette insan hakları deyince ne anlamalıyız? Hangi haklardan bahsedebiliriz?
Bunun tabi bir çok alt başlığı var. İş sağlığı ve güvenliği ana başlıklardan biri. Yani çalışanların iş ortamında herhangi bir zarar görmemelerini sağlamak. Aslında şirketin önleyici mekanizmalar geliştirmesi. Önleyici mekanizmalardan kastımız; hem sağlıklarının korunması, sigortalanması, hem de haklarının evrensel insan hakları çerçevesinde iş ortamında sağlanması. Yani herhangi bir şekilde ayrımcılığa maruz kalmamaları, herhangi bir şekilde zorla çalıştırılmıyor olmaları, şirketin çocuk işçi çalıştırmıyor olması ya da engellilerin çalışmasını desteklemesi, sağlaması, uygun şartları yaratması. Bir yandan çalışanların şirkette kendilerini geliştirme imkanlarının sağlanması. Şirketin bünyesinde sağlanan eğitimler sadece teknik eğitimler olmamalı, kişisel gelişimlerini arttırıcı eğitimler de olmalı. Kadın ve erkeğin aldığı maaşın aynı pozisyonda aynı olması. İşe alımda kadınlara ayrımcılık uygulanmaması. Daha birçok konu var.
 
“ŞİRKETLER, UYGULAMALARIN VE DÜZENLEMELERİN AÇIK NOKTALARINI KULLANIYOR”

– Türkiye’de bu alanda regülasyonlar, yeni çalışmalar/projeler var mı?
Evet, regülasyonlar yapılıyor. Özellikle iş güvenliği alanında kayda değer gelişmeler var. Yine kadının ekonomik hayata katılımı konusu gündeme gelmeye başladı. Engelli konusu uzun zamandır aslında gündemde. Fakat tüm bu uygulama ve düzenlemelerin açık noktaları var ve şirketler bu açıkları kullanabiliyor. Örneğin engelli meselesinde; özel sektörde %3 engelli çalıştırma mecburiyeti var ama çoğu şirket çalıştırmayıp ceza ödemeyi tercih edebiliyor. Veya çalıştırıyor ama en kötü pozisyonlara yerleştiriyor, önünü tıkıyor, kötü davranıyor. Hayatımızın çok içinde olan bir ihlaller serisi var yani. Pek çok şeyin aslında yasası, yönetmeliği var kağıt üzerinde ama uygulamaya geldiğinde iş değişiyor, şirketler yasanın yönetmeliğin tabiri caizse etrafından dolanabiliyor.
 
“ŞİRKETLERİN ÇALIŞANLARINI HAKLARI KONUSUNDA BİLGİLENDİRMESİ GEREKİYOR.”

– Çalışanlar haklarını biliyor, arıyor mu?
Neyin ayrımcılık olduğu neyin olmadığı, neyin mobinge girip neyin girmediği, neyin hak ihlali olup olmadığı konusunda halk olarak çok bilgisiziz. Kendimiz halk olarak zaten ne hakkımız olduğunu dahi bilmiyoruz. Hakkımız olduğunu bilsek bile hakkı nerede arayacağımızı bilmiyoruz. “Ne uğraşacağız” diyoruz, “nasıl olsa hakkımı alamam” diyoruz. Aslında şirketlerin kendi çalışanlarına şirket içerisindeki haklarını anlatması gerekiyor.

– Bir çalışan işyerinde hangi haklara sahip, neler olmalı?
Dilinden, dininden, bedeninden, tercihinden, kökeninden ötürü ayrımcılığa uğruyor mu? Sürekli ve düzenli olarak mobbinge uğruyor mu? Uzun süreli izin gerektiren doğum gibi durumlarda işine geri dönebilme imkanı var mı? Şirket çalışanın kendini geliştirmesine, eğitim almasına destek oluyor mu? Yılda kaç saat kendini geliştirebileceği eğitimler almış? Şirketin içinde kariyer gelişim imkanları var mı, ilerlemeyi sağlayacak imkanlar var mı? Çalışanların maaş düzeyleri eşit mi? Aynı pozisyondakiler aynı maaşı alıyor mu? Mesai saatleri ihlali var mı? Ekstra çalışma durumunda ek ücret ödeniyor mu? Sendika kurma, toplu sözleşme hakkı var mı? Emeklilik imkanları var mı? Gibi. Listeyi uzatmak mümkün.
 
“İYİ UYGULAMALAR YAPAN ŞİRKETLER TEŞVİK EDİLMELİ”

– Şirket derken, hangi ölçekteki şirketlerden bahsediyoruz? Küçük şirketlerde durum nasıl?
Her şirket aslında. 3-5 kişilik şirketler de dahil. Küçük kurulan şirketlerde de zaten şirketi ayakta tutma derdinde olduğu için, nereden kısarım diye bakıyor. İlk kısılan şeyler de maaşlar oluyor. O başlı başına bir hak ihlali. Maaşlar tam ödenmiyor, elden veriliyor, SSK düşük gösteriliyor. Bu ortamda bir şekilde ayakta kalma derdinde oluyor şirketler. İnsan hakları, çalışan haklarını gözeteyim, aman çalışanım çok memnun olsun, mutlu olsun, hiçbir şeyinden kaçmayayım gibi bir yaklaşım olmuyor. Mutlaka olan şirketler de var, onları da takdir etmek lazım ama keşke daha iyi bir kontrol mekanizması olsa, keşke yapanlar teşvik edilse. Mesela, teşvik alsa, vergi indirimi alsa o zaman sorumlu davranış yaygınlaşabilir.

– Böyle bir vizyon var mı Türkiye’deki şirketlerde?
Uzun vadeli düşünmüyor Türk şirketleri. Yani gelecek 10 seneyi, 30 seneyi düşünmüyor. Bugünü, yarını düşünüyor. Bugün nasıl ayakta kalırım diye bakıyor. Yani yarını düşünmediği için zaten çalışanın mutluluğu memnuniyeti, eğitimi, kariyer yolculuğu o kadar umurunda olmuyor. Daha gelecek odaklı olsa, sonuçta bu insanlar beni var ediyor, bu insanlar sayesinde ben bir hizmet sunabiliyorum, aman kaybetmeyeyim der.

– İşverenlerin insan hakları ihlaline uğradığı durumlar olabiliyor mu?
Bu biraz daha muğlak bir konu. Ama işveren de çok büyük zorluklar yaşıyor, engellerle karşılaşıyor. Yani büyük bir baskı altında. Devamlı beklemediği bir yerden vergi çıkıyor veya işte her an ülkenin politik durumundan kaynaklı müşterisini kaybedebiliyor. Yani rahat bir şekilde iş yapmak, gelecek planlamak çok zor. Bu bir hak ihlali midir? Olabilir.
 
“DEVLET-STK İLİŞKİSİ ZAYIF KALDIĞI İÇİN BU İŞİN İÇERİSİNDE STK’LARI GÖREMİYORUZ”

– Peki STK’lar bu işin neresinde? Yani STK – Özel Sektör – İnsan Hakları dediğimizde nasıl bir fotoğraf görüyoruz?
STK’lar bu işin hiçbir tarafında yoklar. Yalnızca belki tüketici hakları üzerine çalışan STK’lardan bahsedebiliriz. Onun dışında çalışanın hakkını arayabileceği mecra sendika. Sendikalaşmada Türkiye’de bir şekilde demokratik olmayan bir sistem zaten. Türkiye’nin bunun iyi örneklerini sergilediğini düşünmüyorum ben açıkçası.
STK’ların bu alana odaklanamıyor olmasını anlayabiliyorum. STK şirketi takip etti, sorumsuzluğunu ortaya koydu, sonra?  O cezai yaptırımı koyacak olan devlet sonuçta. Devlet-STK ilişkisi yetersiz olduğu için bu işin içerisinde STK’ları göremiyoruz pek. Aslında bu alanda yurt dışından çok güzel örnekler var. Bir tanesi Labor Voices. Kurucusu Ashoka Fellow. Ne yapıyor; şeffaf bir şekilde fabrikalarda çalışan insanların haklarının ihlal edilip edilmediğiyle ilgili şirketlerde, sahada telefonla görüşmeler yapıyor. Bunu şirketin kendisinin yaptırabileceği gibi, şirketin müşterisi de şirket adına yaptırabiliyor. Mesela bir şirket Türkiye’de Urfa’da üretim yaptırıyor. Bu şirket Labor Voices ile anlaşıyor, diyor ki git şimdi Türkiye’deki şu fabrikalara sor bakalım çalışan nasıl ortamlarda çalışıyorlar, hakları ne kadar korunuyor. Türkiye’de de buna benzer uygulamalar başladı.
 
“BU BİR HAYIRSEVERLİK, İYİ NİYET DEĞİL, BU BİR MECBURİYET!”

– Bir şirket tüm bunları dikkate alarak kendine ne katıyor?
Öncelikle bu iş bir gönüllülük, bir iyi niyet, bir bağış veya hayırseverlik işi değil, bu bir mecburiyet; bu artık iş yapmanın bir parçası.
Bunu yaparak karlılığını arttırabileceğini, itibarını arttırabileceğini, yatırım çekebileceğini, çalışan devir oranını azaltabileceğini, çalışan memnuniyet oranını arttırabileceğini görmesi lazım şirketin. Eğer gerçekten sorumlu bir yönetim anlayışına sahip bir şirketsen, o noktaya geldiysen çok büyük getirisi var. Örneğin finansal olarak kesinlikle çok büyük katkısı var.

– Siz Mikado olarak şirketlere ne sunuyorsunuz bu alanda?
Biz şirketlere bu alandaki uygulamalarını gözden geçirmek, önleyici ve destekleyici mekanizmalar geliştirmek adına yardımcı oluyoruz. Aslında sorumlu yönetim anlayışı geliştirmelerine eşlik ediyoruz. Uluslararası kabul edilmiş göstergeler ışığında şirkette ne durumdalar? Mesela bir etik kurulları var mı? Varsa çalışıyor mu? Bazı şirketlerin etik kurulu var ama bakıyoruz ki bir tane başvuru gelmiş yıl içinde. Diyoruz ki bu sizce doğru olabilir mi? Hiç mi bir şey olmuyor bütün bir sene boyunca. Örneğin 500 çalışanı olan bir şirket. Bir tanecik vaka olmuş olabilir mi? İnsanların başvurmuyor olması senin başarın değil, demek ki mekanizma çalışmıyor. İşte bunları biraz değiştirmeye çalışıyoruz. Bakış açılarını değiştirmeye çalışıyoruz şirketlerin. Çalışan haklarıyla ilgili bizi aşan konular olduğunda mutlaka konunun uzmanlarını dahil ediyoruz. Öncelikle önemli olan niyetinin olması. Ben şirketimi 21. Yüzyıl şirketi noktasına nasıl getirebilirim, kendi sürdürülebilirliğimi sağlarken dünya için nasıl çalışabilirim? Çalışanların daha mutlu olması için etik anlamda, şeffaflık anlamında daha iyi uygulamaları şirketime nasıl katabilirim, kurumsal anlamda daha iyi yönetilen bir şirket haline nasıl gelirim?





EN ÇOK OKUNANLAR

  • 2001’den 2010’a giderken

    Yazan : Ceyhun Göcenoğlu
    29 Aralık 2009 Salı
  • Enron’dan Volkswagen’e İş, Etik ve Sürdürülebilirlik

    Yazan : İzel Levi Coşkun Mazars & Denge Yönetim Kurulu Üyesi
    22 Aralık 2015 Salı
  • Open for Discussion?

    Yazan : Jonathan Ballantine
    5 Ekim 2009 Pazartesi
  • Where to Start?

    Yazan : Serra Titiz
    1 Ocak 2015 Perşembe