Blog

BLOG


Değişim Tabandan Gelmeli

Yazan : Serra Titiz 12 Ocak 2013 Cumartesi

2013 benim için vizyon geliştirici bir yıl oldu.

Nisan-Mayıs aylarında 2 aylık bir Amerika gezim oldu. Eisenhower fellowship gezimdi bu benim. Gezimin odağı sürdürülebilirlik ve sosyal inovasyondu. 12 farklı şehire gittim ve buralarada yeni sürdürülebilirlik uygulamalarını yakından görme fırsatı buldum, sosyal girişimcilerle tanıştım. Öğrendim ve ilham aldım.

Sürdürülebilirlik uygulamalarında Amerika'nın batısı ile doğusu arasında büyük fark var. Batı konuyu içselleştirmiş, doğu henüz öğrenme aşamasında. Batı'da San Fransisco, Seattle ve Portland'a gittim. Bu üç şehir sürdürülebilirliğin merkezi gibiler, hayatın parçası olmuş sorumlu davranış biçimi. Kopenhag'da sokaklarda yürürken tasarım dokunuşlarını hissedersiniz, Portland'da yürürken de sürdürülebilir yaşam esintilerini.

Binaların tepelerindeki rüzgar panellerinden, sokakta şeker yerine tohum satan makinelere, her türlü kafe restoran ya da okul kampüsündeki kompost kutularından, tek bir plastik poşet görmüyor olmaya kadar hayatın parçası olmuş sürdürülebilirlik bilinci.

Şehir planlarının oluşturulduğu, "yaşayan binalar" konseptinin geliştirildiği, "geleceği karşılama" girişimlerinin ağır bastığı anlayışlar yaşamı çevrelemiş.

Vatandaş katılımcılığının zirve yaptığı yerler bunlar. Yerel belediyeciliğin ön plana çıktığı, üniversitelerin endekslerle birbirini karşılaştırdığı bir ortam.

Diğer yandan iş dünyasını etki alanını görmeye ve sürdürülebilir kalkınmaya hizmet etmeye teşvik eden B Corp girişimi başlamış yine batıdan. Bugün B Corp 29 ülkeye yayılmış, 894 şirketin dahil olduğu bir "sosyal şirket" hareketi.

Sürdürülebilir kalkınmaya hizmet eden "bilinçli" (conscious) şirketler bunlar. Lugatlarındaki kelimeler: empati (empathy), kar optimizasyonu (profit optimization), ortak değer (shared value), kolektif etki (collective impact), gıda adaleti (food justice), sosyal adalet (social justice), izlenebilirlik (traceability), sosyal etki (social impact), etik tedarik zinciri (ethical supply chain) ve "anchor" organizations.

Anchor organizations ya da çıpa atmış kurumlara dikkat çekiliyor. Bu kurumlar toplumun ayrılmaz bir parçası olmuş üniversiteler, hastaneler, büyük şirketleri içeriyor. Bu kurumlarınrın topluma karşı sorumlulukları ve toplumun gelişmesine yaptıkları katkı irdeleniyor, şirketlerin kişileştiği, toplum yönetimine dahil olduğu bir sistemden bahsediliyordu. 150 yıllık bir üniversite hastanesinin geliştirdiği kurumsal sosyal inovasyonun vaka olarak tanıtıldığı bir seminere katıldım!

Yerel sanatçıların teşvik edildiği ve desteklendiği bir yerde sanat yaparak hayatını kazanabiliyor insanlar. Bir yerel grafik sanatçısının sergisine katıldım.

Yerel belediyelerin ekolojik çözümleri, vatandaş katılımı sağlayan uygulamalarının paylaşıldığı "bölgesel" Gogreen konferansına katıldım..

Seattle Impact Hub'da bir kokteyle katıldım, 200 kişi dünya çapında genç sosyal girişimcilerin geliştirdiği sosyal inovasyonları dinlemek için gelmişti..

İşte bunlar oluyordu, bunlar konuşuluyordu. Ve bunları konuşanlar insanlardı. Ve onların yaptıkları tercihlerdi. Portland'da yaşamaya karar verip yapacağı işi sonradan bulan insanlar, iş yoksa işi yaratan insanlar. Sırf orada yaşayabilmek için hayatını değiştiren insanlar. Bu yaklaşım etkileyiciydi açıkçası.

Vatandaş katılımcılığı ile değişimi insanlar kendileri yaratıyordu. Olması gereken de bu. Tabandan gelmeli talep, yerel hareketler politikaları değiştirebilmeli. Devlet politikaları da vatandaş katılımcılığını teşvik etmeli tabii..

Türkiye'ye bakınca politikalardaki zayıflık insanlardaki katılımcılığı teşvik etmiyor ne yazık ki ama tabandan gelen harekete de engel olmak mümkün değil.

Türkiye'de bugün her koldan bir katılımcılık girişimi görüyoruz. Insanlar paylaşmak, sorgulamak ve değiştirmek istiyorlar. Gençler "dahil" olmak ve "seslerini duyurmak" istiyorlar, kamusal alanlarda hak talep ediyorlar. Aslında zaten kendilerine ait olan kamusal alanları "geri almak" istiyorlar.

Türkiye'de de 2013'te çok hızlı büyüyen ve gelişen bir sürdürülebilir yaşam ve sosyal girişimcilik gündemi vardı. Çarpan etkisi yaratarak tüm sektörlere yayılacak bir yeni yaşam düzeni toplumun tüm kesimlerini içine çekmeye başlayacak diye düşünüyorum.

Türk iş dünyasında bugün insan hakları konuşuluyor, iklim değişikliği stratejileri oluşturuluyor, şeffaflık önem kazanmaya başladı ve de en önemlisi sivil toplum şirketlerin iş ortakları haline gelmeye başladı. "Bilinçli" şirket sayısı artıyor.

Diğer yandan sosyal girişimcilik, etki yatırımcılığı (impact investment) yükselen konular arasında; pek çok koldan sosyal inovasyon teşvik ediliyor. Ancak daha alacak çok yol var gibi.

Gençlerin sosyal inovasyona ilgisi ve anlamlı hayatlar yaşama istekleri Türkiye'de büyük değişimler yaratacak, buna inanıyorum.

Bugün Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma, sosyal girişimcilik, sosyal inovasyon hatta kurumsal sosyal inovasyon konuşuluyorsa bu yarın konuşulacaklar için temeli sağlam bir altyapı oluşmakta olduğu anlamına geliyor.

http://exploresustainability.blogspot.com





TAGS



EN ÇOK OKUNANLAR

  • 2001’den 2010’a giderken

    Yazan : Ceyhun Göcenoğlu
    29 Aralık 2009 Salı
  • Open for Discussion?

    Yazan : Jonathan Ballantine
    5 Ekim 2009 Pazartesi
  • Where to Start?

    Yazan : Serra Titiz
    1 Ocak 2015 Perşembe
  • Enron’dan Volkswagen’e İş, Etik ve Sürdürülebilirlik

    Yazan : İzel Levi Coşkun Mazars & Denge Yönetim Kurulu Üyesi
    22 Aralık 2015 Salı