Blog

BLOG


Yeni Keşfimiz: İnsan

Yazan : Serra Titiz 20 Ocak 2011 Perşembe

Çok para kazanmak ve çok kar etmek eşittir başarı ve itibar dönemi geride kalmaya başladı... Artık paranın nasıl kazanıldığı ve o parayla ne yapıldığı önemli. Artık itibar ve başarı, kazanılan parayla ne(ler)in mümkün kılındığında yatıyor. Yani artık şirketlerin yanlızca kar paylarını yükseltmek için stratejiler geliştirmeleri, günümüz iş dünyası normlarının dışında kalmayı da göze almaları demek. Artık dünyanın en başarılı şirketleri kurumsal sorumluluklarını ne kadar yerine getirdiklerine, ne kadar etik, şeffaf ve hesap verebilir olduklarına göre seçiliyor. (http://www.thecro.com/content/100-best-corporate-citizens)
 
Değerler değişiyor... Bu değişimde en çok pay sahibi olanlar ise, teknolojik gelişmeler, iletişimin çapı ve hızının hızla artması ve doğal kaynakların tükeniyor olması. Artık dünyayı bir hammadde deposu olarak kullanmaya son vermek gerektiğinin farkına varıldı; tüm dünyada kolektif bilinç düzeyi her geçen gün artıyor. İnsanlar tüketim alışkanlıklarını değiştirmeye başladılar, şirketler iş yapma pratiklerinde yeni düzenlemelere gidiyorlar, devletlerin uymaları gereken yeni yasa ve düzenlemeler var..
 
Daha önce “sorumluluk” olarak ayrışan uygulamalar artık yaşam pratiği haline geliyor.. Bugün “sorumlu”, “gönüllü” olarak nitelendirdiğimiz davranışlar yakın gelecekte geçersiz sıfatlar olacaklar. Bu kelimelerin kendilerine yer bulacakları bir altyapı kalmayacak..
 
İşte bu değişen yaşam pratikleri içinde, “insan”ın üretimde de tüketimde de ana etken/kaynak madde olduğunu yeniden keşfediyoruz.. İnsanın değerinin yeniden anlaşılmaya başlanmasıyla “insan kaynakları” uygulamaları ön plana çıkmaya başladı...
 
Şirketler “tüzel kişilik” addedilirler ya.. işte sorun burada başlıyor.. Şirketler bir kişilik değil; kişilikler bütünüdürler. Şirketleri var eden de yok eden de insandır. Neyse ki bir “gizli” gerçek keşfedildi de insanın değeri anlaşılmaya başlandı!
 
Çalışanlar eğitilir, kişisel gelişimlerine yatırım yapılırsa, şirketin sorumlulukları bireyde başlarsa şirketin kolektif bilinci kültürüne yerleşir.
 
Şirketler sosyal sorumluluğun STK’lara bağış yapmaktan ibaret olmadığını, çalışan gelişimi, çalışan hakları, insan hakları, ürün sorumluluğu ve toplumsal yatırımı kapsadığını anladıklarında sürdürülebilir kalkınmada pay sahibi olabilecekler.
 
İşe alımlarda çeşitliliğe özen gösterilir, şirket içinde cinsiyet ve fırsat eşitliğine dikkat edilirse, engelli çalıştırılır, yerel halk teşvik edilirse, çalışanların katılımı desteklenirse.. ve en önemlisi şirket içinde bulunduğu toplumun, ülkenin, dünyanın parçası olduğunu idrak eder ve çevresini koruyup geliştirme gayretine girerse ve bunu bütün kurumlar yaparsa.. Kurumlardaki kişiler de bunu yaparsa.. geriye döndüremeyiz ama sonu uzatabiliriz.. Bu dünyanın nimetlerinden gelecek nesillerin de faydalanmasını sağlayabiliriz.
 
İnsanların, şirkette çalışanlar olarak şirketi var ettiğini ve itibarını koruduğunu; tüketici olarak şirketin devamlılığını sağladığını ve toplum olarak şirkete meşruiyet kazandırdığının farkına varalım.
 
Sürdürülebilirlik yaklaşımıyla kurumsal sorumlulukların yerine getirilmesi bildiğimiz bir söylem. Bu söylemin kapsadığı ekonomik, sosyal ve çevresel sorumlulukların özünde insanın yattığı ve insanları “kazanırsak” bu sorumlulukların hepsinin kendiliğinden yerine geleceğinin farkında mıyız peki? Fark edenler çoğalıyor..
 
İnsan Kaynakları uygulamalarının temeline “insan mutluluğunu” alan, çalışanlarına yatırım yapan, onların katkısını topluma yayan, onlara değer veren şirketler iş dünyasının yeni liderleri olmaya adaylar.
 





TAGS



EN ÇOK OKUNANLAR

  • 2001’den 2010’a giderken

    Yazan : Ceyhun Göcenoğlu
    29 Aralık 2009 Salı
  • Open for Discussion?

    Yazan : Jonathan Ballantine
    5 Ekim 2009 Pazartesi
  • Where to Start?

    Yazan : Serra Titiz
    1 Ocak 2015 Perşembe
  • Enron’dan Volkswagen’e İş, Etik ve Sürdürülebilirlik

    Yazan : İzel Levi Coşkun Mazars & Denge Yönetim Kurulu Üyesi
    22 Aralık 2015 Salı