Blog

BLOG


Sürdürülebilirlik.. İnsan Hakları.. Madde Bağımlılığı

Yazan : Serra Titiz 30 Mayıs 2011 Pazartesi

İnsanoğlunun hırslı ve yetinmeyi bilmez mizacı yüzyıllardır gezegenimizin sorumsuzca “harcanmasına” neden oluyor. Yalnız doğal kaynaklar değil insan kaynakları da sömürülüyor. Etik krizlerin ve iklim değişikliğinin bariz sonuçları artık su üstüne çıktığı için ve bundan kaçış da çok mümkün olmadığı için mecburen yarını düşünmeye başladık.. Onca zarar ve fütursuzca yapılan inşa edilmiş düzeni geri almak çok zor. Gelişmiş ülkelerin aşırı kaynak kullanımı ve sorumsuz tüketimlerinin verdiği zarar bugüne kadar gelişmekte olan ülkelerin temel harcamaları sayesinde dengeleniyordu. Denge bozulmaya başladı, herkesin hayatı etkilenmeye başladı. İşte bu yüzden geleceği karşılarken kolektif bilinç ve davranış değişikliği gerekiyor…
 
Davranış değişikliği bireye inmeli ki sürdürülebilir kolektif sonuç alabilelim. Temel sorun da burada işte, bireye inmesi çok uzun bir zaman alabilir. Can derdinde olan yoksul ülkelerde doğaya ve insana saygılı davranmak kaçıncı öncelik olabilir sizce? Ya da belirli bir insani gelişmişlik seviyesi üzerinde yaşayan, her türlü̈ ihtiyacı karşılanan bir bireyin, bu standartlardan vazgeçmesini nasıl sağlayacaksınız? Bireylerin bu tutumlara sahip olmalarına neden olan kim peki? Devletler ve şirketler tabii…
 
1970’ler itibariyle yapılmaya başlanan ve bir süredir her sene düzenle olarak yapılan Sürdürülebilir Kalkınma Zirveleri, insani gelişim ile dünyanın biyo-kapasitesinin dengede olması için yapılması gerekenleri ortaya koyuyor, senaryolar geliştiriyor; devletleri ve şirketleri, hedefler belirleyip, taahhütlerde bulunmaya davet ediyor.
 
Dünya ekonomisini devletler ve şirketler yönetiyor ne de olsa. Ve dünyanın “sürdürülebilirliği” onların elinde. Davranış değişikliğini sağlayacaklar da onlar… Devletler taraf oldukları anlaşmaların gerekliliklerini yerine getirerek, davranış değişikliğini teşvik edecek politikalar geliştirerek; şirketler ise kurumsal sorumluluklarını yerine getirerek...
 
Şirketlerin kurumsal sorumlulukları, oldukça kapsamlı yepyeni bir iş yapma anlayışını içeriyor. Şirketlerin bireylerden oluşan tüzel kişilikler olduklarının ve toplumun bir parçası olduklarının bilincinde; etik, şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde tüm paydaşlarına karşı ekonomik, sosyal ve çevresel sorumluluklarını yerine getirmeleri.. Şirketler bu 3 boyutlu yaklaşımla kendilerinin ve dünyanın sürdürülebilirliğine hizmet edebilirler…
 
Şirketin karlılığı yanı sıra toplumda yarattığı ekonomik katma değer, yani adil ticaret ilkeleriyle toplumun gelişimine katkısı ve bu kapsamda düşünülebilecek olan altyapı ve Ar-Ge yatırımları, yerli halkın istihdamı, yerel tedarikçi politikaları, topluma yapılan yatırım, vs.
 
Şirketin öncelikli paydaşları olan çalışanları, tedarikçileri, müşterileri ve topluma karşı olan sosyal sorumluluklarını yerine getirmesi.. Bu kapsamda çalışanlarının insan hakları, onların gelişimi, onların sağlıkları ve güvenli iş ortamları, onlara adil ve eşit davranma yanı sıra toplumun ihtiyaçlarını gözetme, müşterilerine doğru bilgi aktarma, etik pazarlama yapma ve güvenilir ve sağlıklı ürün sunma gibi konular…Eşzamanlı yürütülmesi gereken üçüncü̈ boyutta ise çevresel sorumluluklar yer alıyor. Şirketin faaliyetlerinden kaynaklanan çevresel etkilerin farkında olması ve bunları azaltma çabasında olması…
 
Ekonomik, çevresel ve sosyal sorumluluklar derken bunun tamamen içeride ve dışarıda insanla ilgili olduğunu ve şirketin kendisini içinde bulunduğu toplumun ve dünyanın bir parçası olarak görmesi ve saygılı olması demek değil mi aslında?
 
İnsan Hakları ve Sürdürülebilirlik...
1948 yılında yayınlanmış İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine bakacak olursanız, yapılması gerekenlerin listesini orada bulabilirsiniz. Birinci madde gayet net ortaya koyuyor: “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdanla donatılmışlardır, birbirlerine kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.” Bir başka deyişle diyor ki, tüm dünyadaki insanlar aynı haklara sahiptirler ve vicdanlarını kullanarak birbirlerinin haklarını çiğnememelidirler. Ya da şöyle ifade edebiliriz, herhangi bir ülkenin/şirketin başkalarının topraklarını ve insanlarını kendi menfaati için sömürmeye hakkı yoktur.
 
Akıl ve vicdanla donatılmış olmak ne yazık ki dünyanın bu noktaya gelmesine engel olamadı ve insanoğlunu bugüne kadar sürdürülebilir yaşamdan uzaklaştırdı.
 
Her şeyin özünün insan hakları olduğunu fark etmeliyiz. İnsan haklarına saygılı olunduğu ve gerekleri yerine getirildiğinde tüm sorumluluklar karşılanmış oluyor aslında. Tüm sürdürülebilirlik göstergeleri insan haklarıyla ilgili ya da bağlantılı.
 
Sanırım değişim için üzerinde en çok çalışılması gereken konu insani değerler. İnsani değerleri tekrar “hatırlamak” ve yeniden geliştirmek gerekiyor. Güçsüzleşen bağların tekrar kuvvetlenmesi ve “madde” bağımlılığından bir an önce kurtulmamız gerekiyor. Tüketim toplumu olarak kelimenin tam anlamıyla dünyayı tüketiyoruz; maddelere/eşyalara bağımlıyız, mutluluğu onlara sahip olmada arıyoruz. Gelişmiş olmak için sahip olmalıyız zannediyoruz. Bu arada en değerli varlıklarımız olan ailemiz, arkadaşlarımız, kültürümüz, kimliğimizi kaybediyoruz. Bu dünyanın iyileşmesini istiyorsak madde bağımlılığından kurtulmalıyız. Sahip olduklarımızın değeri bilmeli ve onları gözetmeliyiz.
 
Biz kimiz? Bireyleriz, şirketleriz, devletleriz. Üçümüz de kendi kaynaklarımızı ve imkanlarımızı kullanarak aynı çabayı sarf etmeliyiz. Dünyamızı ancak bu şekilde kurtarabiliriz.
 





TAGS



EN ÇOK OKUNANLAR

  • 2001’den 2010’a giderken

    Yazan : Ceyhun Göcenoğlu
    29 Aralık 2009 Salı
  • Open for Discussion?

    Yazan : Jonathan Ballantine
    5 Ekim 2009 Pazartesi
  • Where to Start?

    Yazan : Serra Titiz
    1 Ocak 2015 Perşembe
  • Enron’dan Volkswagen’e İş, Etik ve Sürdürülebilirlik

    Yazan : İzel Levi Coşkun Mazars & Denge Yönetim Kurulu Üyesi
    22 Aralık 2015 Salı