Blog

BLOG


Sürdürülebilir Girişimcilik Sürdürülebilir Kalkınmanın Lokomotifi olabilir mi?

Yazan : Dr. İzel Levi Coşkun- SMMM (CPA Turkey) - Chief Executive Partner 1 Şubat 2015 Pazar

Bir işletme hayal edin. Sorumluluklarını sürdürülebilir kalkınma ilkelerine paralel olarak yerine getirme bilinciyle hareket ediyor. Yer aldığı sektör içinde sadece kendi çıkarını değil bütün sistemin ortak çıkarını gözetiyor. Paydaş kavramının ne anlam ifade ettiğini, işletmenin yönetim kurulu ve hissedarlara değil, başta çalışanlar, tedarik zinciri ve toplum olmak üzere tüm paydaşlara ait olduğunu biliyor. Aldığı tüm kararlarda bunu tüm paydaşlarına hissettiriyor. Hatta rakiplerini ve gelecek kuşakları da birer paydaş olarak kabul ederken, her adımında uzun vadeli katma değer yaratmaya çabalıyor. Ekonomik getiri ile çevresel ve sosyal etki arasındaki dengeyi sağlarken, her yatırımın olumlu ve olumsuz çevresel, sosyal, ya da ekonomik etkileri olabileceğini varsayarak önce tasarruf diyor. Çevresel ve sosyal etkileri dışsal ekonomik unsurlar olarak irdelemek yerine onları ölçülebilir hale getiriyor. Tüm girdi ve çıktılarında sürdürülebilirlik hedefleri ile paralel ve paydaşlarına hesap verebilir bir altyapı oluşturuyor.  Hesap verebilirliğin yanı sıra kurumsal yönetimin gerektirdiği, şeffaflık, adil yönetim ve sorumluluk ilkelerini bire bir uyguluyor. Etik, dürüstlük, önce insan, çevreye saygı gibi prensipleri kimseye yaranmak ya da pazarlama malzemesi olarak kullanmak için değil sadece ve sadece inandığı için sonuna kadar savunuyor.  Şartlar ne olursa olsun parayı bu prensiplerin üzerine koymayı reddediyor. Sürdürülebilirlik yaklaşımını işletmenin misyonuna dâhil ederek tüm operasyonları ve kurumsal yönetim anlayışıyla bütünleştiriyor.
Şimdi size bir soru sormak istiyorum. Etrafınızda bu prensiplere sahip, bu şekilde hareket eden kaç adet şirket var? 1-3-50-100 daha fazla? Peki ya biz birer tüketici olarak, tüketim alışkanlıklarımızı yerine getirirken bu konuları ne kadar düşünüyoruz? Sizce yıllardır farklı yolda ilerleyen dev bir işletme kurumsal sürdürülebilirlik yaklaşımına ne kadar uyum sağlayabilir?    
Şirket (The Corporation) [1] filminde beni hayli etkileyen bir bölüm vardı. Uçaklarla ilgili. Interface firması CEO’su Ray Anderson’un anlattığı metafora göre, ilk uçuş denemeleri yapıldığında, üretilen uçuş ekipmanlarında aerodinamik yasalara dikkat edilmiyordu. Dolayısı ile uçağın kalktığı nokta ile yer arasındaki boşluğun uçağı ne kadarlık bir süre için havada tutabileceği de kestirilemiyordu. Bir uçurumun ucundan kalkan bir uçağın pilotu düşmeye mahkûm olduğunu fark etmeden, yüzüne çarpan hava ile uçmakta olduğunu zannediyordu.  Ancak o uçtuğunu zannettiği zaman dilimi o kadar kısaydı ve uçak yere o kadar hızlı çakılıp, parçalanıyordu ki…
Dünya üzerinde sonsuz bir kaynak servetinin üzerinde yaşadığımızı varsayıp tüketime hızla devam ediyoruz. Bunu yaparken bir yandan küresel iklim değişikliğine sebep olan çevresel bir felakete doğru hızla yol alırken, diğer yandan da sadece para olgusu ile ölçülen ve acımasızca süregelen bir rekabet sonucunda her satın aldığımız ürün ya da hizmette kendimize fayda yarattığımızı zannederken başkalarına ya da çevreye bir bedel ödetiyoruz.  Bu ödettiğimiz haksız bedelin sürdürülebilirlik döngüsü içinde eninde sonunda bize de zarar vereceğinin ve aynı uçak örneğinde olduğu gibi hepimizin aynı uçağın içinde yolculuk ederken servet sandığımız boşluğun inanılmaz bir hızla tükenip bizi yere yapıştıracağının çoğumuz tarafından bilincinde olmadan…
Sanırım işe bu durumun yarattığı mevcut koşulların dünyada yaşayan tüm varlıklar için bir tehdit oluşturduğunu kabul ederek başlamaktan başka çaremiz yok.
Aslında sürdürülebilir girişimcilik tanımı da tam bu tehdidin yarattığı çaresizlik hissinin karşılığında ortaya çıkıyor. Girişimcilik ile ilgili sevdiğim tanımlardan biri: “Girişimci fırsatlar ve tehditler arasındaki farkı gören, ama her ikisini de fırsata dönüştürebilen kişidir” şeklindedir.  Sürdürülebilir girişimcilik ise sosyal, çevresel ve ekonomik etkilerin bir denge içinde olması gerektiği varsayımından yola çıkar. Sürdürülebilir girişimci, genelde ekonomik getirinin nasıl oluştuğundan çok temeldeki sürdürülebilir katma değerin kendisine odaklanır. Dolayısıyla, sürdürülebilir girişimcilik sosyal bir dönüşüm yaratmak üzere çalışan ve kar amacı gütmeyen sosyal girişimlerden, sürdürülebilir iş uygulamaları geliştiren girişimlere kadar uzanan bir yelpazeyi içine alır. Kısaca sürdürülebilir girişimciler sosyal ve çevresel sorunları birer iş fırsatına dönüştürerek topluma ve çevreye katma değer ve fayda sağlama amacındadırlar. Yalnız buradaki kilit nokta, sorunların faydaya dönüştürülürken sadece girişimcinin değil bütün sistemin çıkarının dikkate alınmasıdır.
Toplumsal ve çevresel fayda yaratabilen, farklı konularda dönüşümü sağlayabilen sürdürülebilir girişimlere dünyadan ve Türkiye’den birçok örnek vermek mümkün…
Sevgili Viktor Ananias’ın toplumda ekolojik yaşam bilinci oluşturmak ve doğa ile uyumlu yaşamı desteklemek amacıyla kurduğu tam bir sosyal girişimcilik örneği olan Buğday Derneği[2], organik tarım kanununun çıkartılmasındaki katkısından, toplumumuza kazandırdığı organik pazarlara kadar hayatımızda ne kadar büyük bir dönüşüme önayak oldu değil mi?
Muhammed Yunus’un dünya ile tanıştırdığı mikrokredi birçok ülkede farklı projeler için kullanılırken, sadece Bangladeş’te kaç milyon kadının iş yapabilir hale gelmesini sağladı? Acaba crowdfunding sisteminin de mikrokredi kavramından ilham alınarak yaratıldığını söyleyebilir miyiz? http://www.gofundme.com/ , https://www.kickstarter.com/ , https://www.causes.com/ , http://www.firstgiving.com/  gibi siteler yoluyla dünyanın her yerinden gelen destekler, kaç kişinin hayatını değiştiriyor, kaç projenin hayata geçmesini sağlıyor? Change.org hayatımızda fark edip de yanlış gittiğine inandığımız konularda bizim gibi düşünenlerle birlikte kollektif bir etki yaratabileceğimizin kanıtı değil mi?   
2002 yılında Brezilya’da Alfredo Moser tarafından atölyesine ışık vermek amacıyla keşfettiği yarısı su ile dolu plastik şişeler, My Shelter Foundation’ın[3] “Liter of Light” girişimi ile Filipinler’de ne kadar kişinin hayatını aydınlatıyor?
7 yıl önce birkaç girişimci arkeoloğun bir araya gelerek çıkartmaya başladığı Aktüel Arkeoloji Dergisi[4], arkeoloji konulu kültürel gezileri, öğrencilerde arkeoloji bilincinin oluşmasına yönelik çalışmaları, arkeoloji dükkanı adındaki online alışveriş sitesi ve yurtdışında dağıtılan İngilizce sayıları ile Türkiye’de kültürel ve tarihi mirasın korunmasında sizce nasıl bir rol oynuyor?  Benzer bir rolü sürdürülebilirlik konusunda Eko IQ Dergisi de üstlenmiyor mu?
2006 yılında girişimci Salman Khan'ın tarafından "herkes için her yerde birinci sınıf bedava eğitim" sloganıyla kurulmuş, kar amacı gütmeyen Khan Academy[5], matematikten, ekonomiye, sanat tarihinden Türkçe’nin de dâhil olduğu farklı lisanlara kadar sunduğu olanaklarla yılda kaç öğrenciye fırsat eşitliği sağlıyor? Bu sistem eğitimin sınırlarını zorlamıyor mu?
Bedriye Hülya’nın kurduğu kadınlara spor yapma ve sosyalleşme imkânı sunan ve 8 yılda 250.000 kadına ulaşan B-Fit[6], Tülin Akın’ın kurarak çiftçiler arasında oluşturduğu veri tabanı ve eşsiz bilgi iletişim ağıyla Tarımsal Pazarlama[7], Enes Kutluca’nın kurduğu, evlere rahatça monte edilebilen çamursuz ve kokusuz su arıtma sistemi Biopipe[8] değişimi yaratabilme potansiyeline sahip birer sürdürülebilir girişimcilik örneği…
Yenilenebilir enerji, yeşil tedarik zinciri, temiz üretim, endüstriyel simbiyoz, paylaşım ekonomisi, sürdürülebilirlik raporları, entegre raporlama, karbon, su ve enerji yönetimi gibi konuların her geçen gün daha da sıklıkla tartışıldığı günümüzde çok daha fazla sürdürülebilir girişim projesinin hayata geçirilebileceğine, hatta geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak girişimciliğin ekonomide yarattığı katma değere duyulan güven ve inançla nasıl öğretim kurumları, dernek ve vakıflar, özel şirketler, kamu kurumları ve diğer birçok paydaş bir araya gelip bir girişimcilik ekosistemi yaratmaya başladıysa da, çok büyük bir ihtiyaç olmasına rağmen aynı yaklaşımın sürdürülebilirlik konusunda henüz pek oluştuğunu söyleyemem. 
Peki, bu konuda neler yapılabilir?
Türkiye özelinde konuşursak ve girişimcilik ekosisteminin en azından sağlam temellerinin atıldığını kabul edersek bu ekosisteme sürdürülebilirlik olgusunu da ekleyebilmek için öncelikle “sürdürülebilirlik” sözünden ne anlaşılması gerektiğini çok iyi bilmek gerekiyor.  Bunu özellikle söylüyorum çünkü girişkenlikle girişimcilik arasındaki farkın anlaşılması nasıl belli bir zaman aldıysa, süreklilik ile sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir büyüme ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki farkın da anlaşılması biraz zaman alacaktır. Burada, eğitimin gerekliliğini ve en küçük yaştan itibaren, bir insan olarak, aynı Gaia Hipotezi’nde[9] öne sürüldüğü gibi, tüm varlıkların bir biri ile ilişki içinde bulunduğu ve ekosistemin içinde her birinin bir değeri olduğundan yola çıkarak yaşamın var olabilmesi ve bozulanın düzeltilebilmesi için üzerimizde düşen çok önemli sorumluluklar olduğunu unutmamalıyız. Global Entrepreneurship Monitor 2013[10] raporu girişimcilik açısından Türkiye’nin diğer ülkelerle karşılaştırıldığında nasıl bir noktada olduğunu gösteren araştırmalardan biri. Ancak bu araştırmayı sürdürülebilirlik bağlamında irdelersek verimlilik güdümlü ekonomiden inovasyon güdümlü ekonomiye geçiş sürecinde yer alan bir ülke olarak
 
Türkiye’de sürdürülebilirlik konusu girişimcileri ne kadar cezbediyor? Finans kaynaklarının sürdürülebilir girişimcilere yatırım yapma tercihleri nedir? Kuluçka seviyesinde bulunan ne kadar sürdürülebilir girişimcilik projesi var? KOSGEB ve TÜBİTAK desteklerine başvuran kaç sürdürülebilir girişimci var? Yeşil girişimlere TTGV’den[11] başka odaklanan kurum ve kuruluşlar kimlerdir? Bunların sayısı arttırılabilir mi? Sürdürülebilir girişimlere özel teknoparklar ya da kuluçka merkezleri kurulabilir mi? Üniversitelerin bu konudaki katkıları neler olabilir? İstanbul Borsa’sında Sürdürülebilirlik Endeksi benzeri bir çalışma, girişimciler için kurulan Özel Borsa oluşumu için de farklı bir uygulama kapsamında değerlendirilebilir mi? Bireysel Katılım Sermayesi sistemine sürdürülebilir girişimciliği teşvik edecek özel maddeler eklenebilir mi? Soruları arttırabiliriz. Ancak buradaki esas konu sürdürülebilirlikle ilgili öncelikle toplumsal bir algı yaratılarak adım adım ekosistemin oluşturulması ve hedef olarak da girişimcilik ile birleştirilmesi. Haziran 2014’te yayınlanan ve girişimciliğin G20 ülkelerinde 10 milyondan fazla yeni iş yaratacağının belirtildiği Accenture araştırması sonuçlarını [12] hiç de şaşırtıcı bulmuyorum. Öte yandan bu büyük potansiyeli sadece birkaç örnek vermeye çalıştığım sosyal ve çevresel dönüşüm sağlayan sürdürülebilir girişimciliğe yönlendirmeyi başarabilirsek işte o zaman “bugünün ihtiyaçlarını gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kapasitesinden ödün vermeden karşılayabileceğimize” gönülden inanıyorum.   Baştan sürdürülebilirlik bilinci ile kurulan ve bu amaca hizmet eden girişimlerin, diğer işletmeler ile karşılaştırıldığında dönüşümün sağlanmasında çok daha büyük etki yaratacağı ve sürdürülebilir kalkınmanın gerektirdiği ivmeyi çok daha kolaylıkla yakalayabileceğini düşünüyorum.
Tüketim ve büyüme takıntılı düşmeye mahkûm bir uçaktan, Solar Impulse[13] misali uçan sürdürülebilir bir kalkınma hayaline…   

 





TAGS



EN ÇOK OKUNANLAR

  • 2001’den 2010’a giderken

    Yazan : Ceyhun Göcenoğlu
    29 Aralık 2009 Salı
  • Open for Discussion?

    Yazan : Jonathan Ballantine
    5 Ekim 2009 Pazartesi
  • Where to Start?

    Yazan : Serra Titiz
    1 Ocak 2015 Perşembe
  • Enron’dan Volkswagen’e İş, Etik ve Sürdürülebilirlik

    Yazan : İzel Levi Coşkun Mazars & Denge Yönetim Kurulu Üyesi
    22 Aralık 2015 Salı